Koç Üniversistesi Hastanesi Psikiyatri ekibiyle birlikte, pandemi süresince üniversite öğrencilerinin psikiyatrik ve ruhsal sağlıklarındaki değişimi konu alan ‘Decreased psychiatric symptomatology after the onset of COVID-19 in a longitudinal college mental health study’ başlıklı makale Mental Health Research’de 2022 yılında yayınlanmıştır.

INTRODUCTION
The world is going through a global pandemic of coronavirus
disease 2019 (COVID-19), which is causing significant consequences
for healthcare systems and public health. Studies have
reported that spatial distancing, self-isolation, quarantine, social
and economic discord, and misinformation (particularly on social
media) are among the major contributing factors to unusual
sadness, fear, frustration, feelings of helplessness, loneliness, and
nervousness1,2. A recent systematic review concluded that the
COVID-19 pandemic is associated with highly significant levels of
psychological distress which meets the threshold for depression,
anxiety disorders, and posttraumatic stress disorder in many
cases3. College students are an emerging focus among vulnerable
groups for the psychiatric impact of the pandemic. They are in an
age of emerging adulthood (18–25 years of age) which is a second
transition period of life after adolescence when well-being can
easily become unstable especially during extraordinary circumstances4.
Worldwide data collected before the pandemic suggest
that approximately 20% of college students experience at least
one diagnosable mental disorder5. The closure of university
campuses with the COVID-19 pandemic brought significant
challenges to college students’ daily routines. Prolonged social
isolation, a quick change in educational environment6, the fear of
getting infected and not being able to meet their families for an
unknown duration7, anxiety about the potential impact of the
pandemic on their studies and future job market opportunities8
are leading risk factors according to early studies. In addition,
lifestyle and health behavior changes such as eating and drinking
habits, sleep quality, physical activity, smartphone, and social
media use may also have an impact on students’ mental health9.
While social media may cause the rapid spread of false
information and rumors that create panic and confusion in the
public, it can also play a positive role in information exchange in
times of crisis such as COVID-1910. College students who had to
stay at home during the pandemic used social media to learn and
communicate which increased the duration and frequency of
social media use. Since the symptoms of problematic social media
use are spending too much time and preoccupation, excessive use
of social media can easily turn into problematic use11. Although
some studies reported a positive influence of social media use on
mental health, problematic social media use has been linked to
poor psychological well-being and symptoms of depression and
anxiety12,13. A study from China during the COVID-19 pandemic
showed that problematic social media use among university
students predicted their levels of anxiety14.
A large number of cross-sectional studies reported varying
degrees of increased acute stress, anxiety, and depressive
symptoms in college students. For example, a nationwide survey
of college students in China has found increased rates of acute
stress, depressive, and anxiety symptoms, which were 34.9, 21.1,
and 11.0%, respectively15. Another survey from the USA reported
that nearly half of the students showed a moderate-to-severe level
of depression and nearly 40% of students showed a moderate-tosevere
level of anxiety16.
However, cross-sectional studies neither explain how students’
mental health has changed compared to pre-pandemic levels
nor identify the predictors of this change. A few prospective
studies have been published so far reporting mixed results on
the change in psychiatric symptomatology in college student
populations8,17–19. There is a need for studies investigating the
effects of the COVID-19 pandemic on the mental health of
university students and its related factors such as lifestyle

Makalenin tamamını okumak için tıklayınız…

0

Bizi Reddeden Kişilerden Neden Vazgeçemiyoruz?

Hepimiz ya yaşamızdır ya da bir arkadaşımızdan şahit olmuşuzdur: Kişi birlikte olduğu partneri tarafından terkedilmiş veya reddedilmiştir ancak yine de bu kişiyle birlikte olduğu günleri unutamaz, onu geri getirmek için çabalar, melankolik bir ruh hali içine girer ve tekrar bu kişiyle birlikte olmanın hayallerini kurar… Hatta kimi insanlar hep onları reddeden partnerleri seçerler ve onların peşinden koşarlar.

 

Kimileri bunun adına ‘aşk’ der. İlk defa bu duyguları hissetmiştir ve ‘aşk’ının peşinden gidiyordur… Adı ne olursa olsun, bu romantik reddedilme sırasında bizde neler oluyor ve reddedildiğimiz halde neden hala o kişiyle birlikte olmak istiyoruz?

 

Helen Fisher ve meslektaşlarının yapmış oldukları bir araştırmaya göre, romantik ilişkilerde reddedildiğimiz halde bu reddin bizi çekmesinin nedeni, bu tür bir reddin motivasyon, ödül, bağımlılık ve isteklilik ile ilişkili olan beyin bölümlerini uyarmasıdır.

 

Helen’ın ekibi, son zamanlarda partnerleri tarafından reddedilen ve partnerlerine hala “aşık” olduklarını söyleyen üniversite çağındaki 15  erkek ve kadının beyinlerini fonksiyonel MR kullanarak inceledi. Bu araştırmada, reddedilen 15 kişiye reddeden kişinin fotoğrafları gösterildi.  Ardından bu kişilerden 4,529’dan 7 geri saymak gibi beyin zorlayıcı bir matematik egzersizi yapmaları istendi. Egzersizin amacı, katılımcıları partnerleriyle ilgili romantik düşüncelerden uzaklaştırmaktı. Son olarak, katılımcılara romantik olarak ilgilenilmedikleri ancak tanıdıkları bir kişinin resmini gösterdiler. Araştırma boyunca reddedilen katılımcıların beyin fonksiyonları MR ile incelendi.

 

Helen’in ekibinin bulguları şu yöndeydi: katılımcılar reddedildikleri kişinin fotoğrafına baktıklarında, beyinlerinde motivasyon, ödül, özlem, bağımlılık, fiziksel acı ve sıkıntı ile ilişkili alanlar normalden daha aktif hale gelmekteydi. Bu çalışma, romantik reddedilişten sonra yaşanan acının bir bağımlılık olduğunu gösterdi. Peki bağımlısı olduğumuz şey tam olarak ne?

 

Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişecektir. Ancak bir ilişki sona erdiğinde diğer kişiyle birlikte geçirilen zamana, konuşulanlara, paylaşımlara, yanımızda oluşuna, sekse veya başka şeylere bağımlı olabiliyoruz.

 

Bağlanma stilimiz de bizi istemeyen kişilere ne kadar bağlandığımızı etkiliyor. Bağımlı bağlanma stiline sahip kişiler, özellikle kendilerine acı veren, onları reddeden kişileri arar ve onlarla birlikte olurlar. Bağımlı kişiler genelde onları duygusal anlamda reddeden bir anne veya baba ile büyümüşlerdir. Bu sebeple romantik olarak reddedilmek onlar için tanıdık ve olağan bir duygudur. Reddedilen bir geçmişe sahip olduklarından, romantik ilişkilerinde daha fazla reddedilmeyi beklemeleri de oldukça olağandır. Bu kişilerin biyolojik kodları reddedilme durumunu normal olarak yorumlasa da, mutsuzluğa sebep olacak ilişkiler arayışında olmak sağlıklı bir ilişki doğurmuyor.

 

Berit Brogaard bu durumda reddedilen kişilerin ‘birlikte olsaydık neler olurdu’ düşüncelerine bağımlı olduğunu savunuyor. Bu düşünceler kafamızda yer edindikten sonra, diğer kişi tarafından reddedildiğimizde bu düşüncelerin daha da yoğunlaştığını ve bir çeşit bağımlılık olan romantik takıntılara sebep olduğunu öne sürüyor. Hatta Berit, obsesif-kompülsif kişilik bozukluğuyla başa çıkmak için kullanılan terapi yöntemlerinin romantik takıntıları aşmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.

 

Romantik redlerin ardından reddedilen kişinin aklında “farklı son olabilir mi?” düşünce döngüsü de olabiliyor. Özellikle ebeveynleri tarafından duygusal anlamda reddedilmiş ve bağımlı bağlama stili geliştirmiş olan kişiler bazen bilinçaltında benzer senaryoları araştırır ve bu sefer hikayenin farklı bir bitişi olmasını ister ve umut ederler. Berit Brogaard’ın böyle durumlarda, Einstein’ın delilik tanımını hatırlatıyor: ‘Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı bir sonuç beklemek…’

 

 

Kaynak: Berit Brogaard, Psychology Today

0

Bizi Reddeden Kişilerden Neden Vazgeçemiyoruz?

Hepimiz ya yaşamızdır ya da bir arkadaşımızdan şahit olmuşuzdur: Kişi birlikte olduğu partneri tarafından terkedilmiş veya reddedilmiştir ancak yine de bu kişiyle birlikte olduğu günleri unutamaz, onu geri getirmek için çabalar, melankolik bir ruh hali içine girer ve tekrar bu kişiyle birlikte olmanın hayallerini kurar… Hatta kimi insanlar hep onları reddeden partnerleri seçerler ve onların peşinden koşarlar.

 

Kimileri bunun adına ‘aşk’ der. İlk defa bu duyguları hissetmiştir ve ‘aşk’ının peşinden gidiyordur… Adı ne olursa olsun, bu romantik reddedilme sırasında bizde neler oluyor ve reddedildiğimiz halde neden hala o kişiyle birlikte olmak istiyoruz?

 

Helen Fisher ve meslektaşlarının yapmış oldukları bir araştırmaya göre, romantik ilişkilerde reddedildiğimiz halde bu reddin bizi çekmesinin nedeni, bu tür bir reddin motivasyon, ödül, bağımlılık ve isteklilik ile ilişkili olan beyin bölümlerini uyarmasıdır.

 

Helen’ın ekibi, son zamanlarda partnerleri tarafından reddedilen ve partnerlerine hala “aşık” olduklarını söyleyen üniversite çağındaki 15  erkek ve kadının beyinlerini fonksiyonel MR kullanarak inceledi. Bu araştırmada, reddedilen 15 kişiye reddeden kişinin fotoğrafları gösterildi.  Ardından bu kişilerden 4,529’dan 7 geri saymak gibi beyin zorlayıcı bir matematik egzersizi yapmaları istendi. Egzersizin amacı, katılımcıları partnerleriyle ilgili romantik düşüncelerden uzaklaştırmaktı. Son olarak, katılımcılara romantik olarak ilgilenilmedikleri ancak tanıdıkları bir kişinin resmini gösterdiler. Araştırma boyunca reddedilen katılımcıların beyin fonksiyonları MR ile incelendi.

 

Helen’in ekibinin bulguları şu yöndeydi: katılımcılar reddedildikleri kişinin fotoğrafına baktıklarında, beyinlerinde motivasyon, ödül, özlem, bağımlılık, fiziksel acı ve sıkıntı ile ilişkili alanlar normalden daha aktif hale gelmekteydi. Bu çalışma, romantik reddedilişten sonra yaşanan acının bir bağımlılık olduğunu gösterdi. Peki bağımlısı olduğumuz şey tam olarak ne?

 

Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişecektir. Ancak bir ilişki sona erdiğinde diğer kişiyle birlikte geçirilen zamana, konuşulanlara, paylaşımlara, yanımızda oluşuna, sekse veya başka şeylere bağımlı olabiliyoruz.

 

Bağlanma stilimiz de bizi istemeyen kişilere ne kadar bağlandığımızı etkiliyor. Bağımlı bağlanma stiline sahip kişiler, özellikle kendilerine acı veren, onları reddeden kişileri arar ve onlarla birlikte olurlar. Bağımlı kişiler genelde onları duygusal anlamda reddeden bir anne veya baba ile büyümüşlerdir. Bu sebeple romantik olarak reddedilmek onlar için tanıdık ve olağan bir duygudur. Reddedilen bir geçmişe sahip olduklarından, romantik ilişkilerinde daha fazla reddedilmeyi beklemeleri de oldukça olağandır. Bu kişilerin biyolojik kodları reddedilme durumunu normal olarak yorumlasa da, mutsuzluğa sebep olacak ilişkiler arayışında olmak sağlıklı bir ilişki doğurmuyor.

 

Berit Brogaard bu durumda reddedilen kişilerin ‘birlikte olsaydık neler olurdu’ düşüncelerine bağımlı olduğunu savunuyor. Bu düşünceler kafamızda yer edindikten sonra, diğer kişi tarafından reddedildiğimizde bu düşüncelerin daha da yoğunlaştığını ve bir çeşit bağımlılık olan romantik takıntılara sebep olduğunu öne sürüyor. Hatta Berit, obsesif-kompülsif kişilik bozukluğuyla başa çıkmak için kullanılan terapi yöntemlerinin romantik takıntıları aşmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.

 

Romantik redlerin ardından reddedilen kişinin aklında “farklı son olabilir mi?” düşünce döngüsü de olabiliyor. Özellikle ebeveynleri tarafından duygusal anlamda reddedilmiş ve bağımlı bağlama stili geliştirmiş olan kişiler bazen bilinçaltında benzer senaryoları araştırır ve bu sefer hikayenin farklı bir bitişi olmasını ister ve umut ederler. Berit Brogaard’ın böyle durumlarda, Einstein’ın delilik tanımını hatırlatıyor: ‘Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı bir sonuç beklemek…’

 

 

Kaynak: Berit Brogaard, Psychology Today

0

Hello world!

Welcome to WordPress. This is your first post. Edit or delete it, then start writing!

0